« Önceki |

23/4/2009

Erasmus, Stultitiae Laus



Erasmus'un Deliliğe Övgü'sü gerçekten de baştan sona retoriksel bir söz oyunudur. Dönemin Avrupa'sındaki siyasal, toplumsal ve dinsel çarpıklıklara sanatsal bir başkaldırıdır, Teknik anlamda bakıldığında, klasik retoriğin encomium (övgü) türündeki söylevleri arasına girmektedir, ama şu var ki, klasik retoriğin genel kuralları gereği, genellikle cenaze söylevleri, tarihi kişiliklerin başarılarının övülmesi ya da spor müsabakalarında yengi kazanan atletlere hitaben yapılan övgüler encomium türü söylevlerdir. Erasmus'un Lucianus tarzında kaleme aldığı encomiumu ise alaycı bir övgüdür, dolayısıyla hem klasik retoriğin hem de ortaçağ okullarında öğretilen retoriğin basmakalıp kurallarının dışına çıkan, Rönesans dönemine ait özel bir yazım tekniği içerir. Bu açıdan Rönesans yergi türünün ilk ve en iyi örneğidir.
(Ç. Dürüşken, Sunuş yazısından, Sf.21)

Eserden...

"...Ey ölümsüz Tanrılar, daha fazla konuşmalı mıyım, yoksa susmalı mıyım? Ama sözlerim gerçekten daha gerçek olduğuna göre, niçin susayım? Belki böyle önemli bir konuya bulaşmışken, Helicon Dağı'ndan Musaları çağırmak daha uygun olur, şairler onlara incir çekirdeğini doldurmaz konularda bile sıkça başvuruyorlar nasıl olsa. O halde haydi yanıma gelin, ey Iuppiter'in kızları, gelin ki DELİLİĞİ kılavuz almadan o muhteşem bilgeliğe, yani bilgelerin mutluluk kalesi dedikleri yere çıkılamayacağını gösterebileyim. İlk önce şunu kabul etmek gerekir: Her tür heyecan Delilikle bağlantılıdır. Çünkü bu bilgeyi deliden ayırt edecek tek işarettir; deli heyecanlarla, bilge akılla yönetilir. Bu yüzden Stoacılar bütün heyecanları, sanki birer hastalıkmış gibi, bilgeden tecrit eder; oysa bu heyecanlar bilgelik kapısına doğru koşuşturanlara kılavuz olmakla kalmaz, aynı zamanda mahmuz gibi, üvendire gibi işleyerek her erdemli hareketi iyi bir sona ulaştırmaya çabalar. Ama katıksız bir Stoacı olan Seneca bunu vargücüyle reddeder ve bilgesinden bütün heyecanları söker atar. Gerçi bunu yaparken ortada insan namına bir şey bırakmaz, bunun yerine yeni bir Tanrı yaratır, hiçbir yerde asla olmamış ve olmayacak olan bir Tanrı. Evet, açıkça ifade etmem gerekirse, mermerden bir insan heykeli dikmiş olur, ahmak ve bütün insani duygulara yabancı. Neyse, istedikleri buysa, yarattıkları bilgeyi tepe tepe kullansınlar, rakipsizmiş gibi sevip tapsınlar ve ister Plato'nun devletinde, ister idealar ülkesinde ya da : İsterse, tercihlerine kalmış artık, Tantalus'un bahçelerinde onunla otursunlar. " (Sf.107)

Künye: Erasmus, Deliliğe Övgü, Çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yay., Birinci Basım, Nisan 2009.

28/3/2009

Seneca, Troiades



Seneca (İÖ 4 – İS 65): Devlet adamı ve filozofluğunun yanı sıra Roma tarihinin en önemli söylev ustalarından biri ve tragedya yazarıdır. Antik Yunan tragedyalarına ait temaları Roma'ya özgü süslemelerle bir kez daha ele almıştır. Sahneye konmak için değil, daha çok okunmak için yazılan bu tragedyalar 16. yüzyılda İtalyan hümanistleri tarafından yeniden keşfedilmiş, Rönesans yazarlarına örnek oluşturmuştur.

Troialı Kadınlar savaşın acımasızlığını, sınırsız isteklerin ağır bedellerini, hayatın bilinmezlikleri karşısında insanın güçsüzlüğünü yakılan ağıtlar arasında binlerce yıl öteden günümüze taşımaktadır.

"Dizelere iyice gömüldüğümüzde, Troia sahilinde buluruz kendimizi. Etrafımıza baktığımızda, Hecuba'yı görürüz hemen; Troia kralı Priamus'un dul eşini. Kocasını ve oğullarını yitirmiş olmanın verdiği acıyla ruhu katılmış, zşhnş allak bullak, takati kesilmiş bir halde. Biraz yana çevirdiğimizde gözümüzü Andromacha ile karşılaşırız, Hector'un vefalı karısıyla. Önce babasını, erkek kardeşlerini, sonra da kocasını kurban vermiştir düşmana. İçinde duyduğu keder, yaşam umudunu tamamen alıp götürmüşken ruhundan, o gece gördüğü korkunç kabus aklını başından almıştır yeniden..."
Önsözden (sf.x.)

Künye: Seneca, Troialı Kadınlar (Troiades), Çev. Çiğdem Dürüşken, İş Bankası Kültür Yay., 1. Baskı 2009.

Satın alma linkleri:

http://www.kitapturk.com
http://www.pandora.com.tr
http://www.mephisto.com.tr
http://www.finalpazarlama.com
http://www.imge.com.tr
http://www.kitapnoktasi.com
http://www.eren.com.tr
http://www.kitapgaleri.com
http://www.ikiayayincilik.com.tr

6/5/2008

Campanella, Civitas Solis: Idea Reipublicae Philosophicae



Calabria'nın Stilo kentinde doğar Campanella (1568-1639) ve çoğu yılları zindanlarda işkence çekerek geçen zorlu bir yaşam sürer. Aristoteles karşıtı doğa bilimci Bernardio Telesio'nun etkisiyle ilk önemli yapıtı Philosophia sensibus demonstrata'yı kaleme alır. Napoli'deyken tanıştığı Rönesans'ın ünlü âlimlerinden Giambattista della Porta'nın doğal büyüyle ilgili görüşlerinin etkisiyle kendi doğa felsefesindeki doğal büyünün yerini de açımladığı Del senso delle cose e della magia naturale adlı eserini kaleme alır. Ardından çoğunu zindanlarda yazdığı Apologia pro Telesio, Rhetorica Nova, Monarchia del Messia, Atheismus Triumphatus, Quod Reminiscentur, Apologia pro Galileo adlı eserler gelir; Theologia'sını da büyük oranda tamamlar.

Campanella'yı Güneş Ülkesi'ni yaratmaya, başka bir deyişle başka kent, bir başka ulus, bir başka yaşam biçimi ve bir başka kilise arayışına götüren yolun başında, yine Telesio'nun görüşleri yer alır. Önce İtalyanca olarak 1602 yılında kaleme aldığı Güneş Ülkesi'ni, daha geniş kitlelere ulaşması amacıyla 1613 yılında Latince olarak yeniden yazar. Campanella'nın kilise, Tanrı, doğa, varlıklar, evren, siyaset, toplum ve en önemlisi yeniden yapılanmayla ilgili bütün düşlerinin ete kana bürünüp dirildiği bir coğrafya, bir filozofun dünya üstünde kurmak istediği, ama ancak zihninin kıyısında bucağında kurmak zorunda kaldığı bir sığınak olur Güneş Ülkesi.

Kaynak: http://www.kabalciyayinevi.com/kitap.asp?KitapId=313

18/2/2008

Francis Bacon, Nova Atlantis



F. Bacon (1561-1626) soylu bir İngiliz ailesinin oğlu olarak Londra'da doğar. Önce Trinity College'de bilim üzerine eğitim alır, ardından Gray's Inn'de hukuk öğrenimine başlar. 1582'de Gray's Inn'de avukat olur. 1584'de Dorsetshire Parlamentosu'na, 1593'de Middlesex Parlamentosu'na girer. I. James zamanında Sir unvanını alır ve şövalyeliğe yükselir. 1613'de başsavcı olur. 1617 yılında babasının da bir zamanlar yürüttüğü görevi üstlenerek mühürdar olur. 1618'de başyargıçlığa yükselir ve Baron Verulam unvanını alır. 1621'de Viscount St. Albans unvanını alır. Kariyerinin zirvelerindeyken mahkemede yargılanan kişilerden rüşvet aldığı iddiasıyla suçlanır, hapse mahkûm olur ve bütün mevkilerini yitirir. Kısa bir süre sonra serbest bırakılır, ama bir daha herhangi bir devlet görevini üstlenmesine izin verilmez. Siyasi yaşamı sona eren Bacon kendisini tümüyle felsefe çalışmalarına verir.

Ölümünden sonra, özel danışmanı ve sırdaşı Guillelmus Rawley, Bacon'ın önce İngilizce kaleme aldığı, ardından Latince yazılan eserlerin ölümsüzlüğüne olan inancıyla birçok ekleme ve değişiklik yaparak Latinceye çevirdiği Yeni Atlantis'i 1638 yılında yayımlar. Yeni Atlantis'ini yazarken Bacon'ın amacı yalnızca doğa felsefesiyle ilgili çalışmalar yapan bir enstitüyü tanıtmak değil, aynı zamanda bütün yaşamını felsefe ve bilime adamış bir filozofun düşüncesindeki ideal devlet yasalarını ve kurumlarını da belirtmek ve adeta felsefi bir devlet modeli yaratmaktır. Bacon'ın felsefe-bilim utopiasını gözler önüne seren Yeni Atlantis, Platon'dan Thomas Morus'a uzanan utopia geleneği içinde ölümsüz bir yer edinmiştir.

(Tanıtım Yazısından)

Künye: Nova Atlantis, Francis Bacon, Çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yay. Birinci Basım  (Şubat) İstanbul 2008.

Satın alma Linkleri:

http://www.ideefixe.com

http://www.netkitap.com



Radikal Kitap Eki

*

Ertuğrul ÖZKÖK

Hürriyet Gazetesi, 15 Nisan 2008

Altı günlük işler okulu


17’nci yüzyılın başında içinde İngilizler bulunan bir gemi, Peru’dan ayrılır.

Rotaları Çin ve Japonya’dır.

Yanlarına kendilerine 12 ay yetecek kadar yiyecek almışlardır.


Beş ay kadar sakin sularda yol aldıktan sonra birden ters esen rüzgárlarla karşılaşırlar ve rotaları şaşar.

Başka rüzgárlar, gemiyi bambaşka coğrafyalara götürür.

Umutsuz anlarından birinde, karşılarında bir kara parçası bulurlar.

Geldikleri adanın adı "Bensalem"dir.

Geminin kaptanı buraya "Yeni Atlantis" adını takacaktır.

Çünkü buldukları ada, antik Yunan’dan beri felsefecilerin aradıkları "mükemmel devletin" yaşayan örneğidir.

* * *

Hafta sonu Viyana’daydım.

Gidip gelirken, Francis Bacon’un "Yeni Atlantis" kitabını okudum.

Mükemmel devlet, tabii ki ütopik bir kavram.

Daha mütevazı, daha gerçekçi olalım ve biz sadece "iyi bir devletten" söz edelim.

İşe böyle baktığınız zaman, aslında mükemmel devletin de sandığımız kadar ütopik olmadığını görebiliriz.

Bensalem Adası’ndan ve onun "altı günlük işler okulu"ndan alacağımız epey ders var.

Bensalem, Hıristiyan bir toplumun ülkesi.

Hiç önemli değil.

Siz aynı şeyi, Müslüman bir toplum için de düşünebilirsiniz.

Orada din, toplumsal hayatta önemli bir rol oynar.

Ama nasıl bir din?

Bensalem halkı, İsa’nın göğe yükselişinden 20 yıl sonra bir tesadüf eseri Hıristiyanlıkla tanışır.

Ellerinde İsa’nın havarilerinden Aziz Bartholomeus aracılığıyla yollanan bir İncil ve Tevrat vardır.

Yani, "dinin bozulmamış, saf, yorumlanmamış, kirletilmemiş, istismar edilmemiş" haliyle tanışmışlar ve onu asırlar boyunca hiç bozulmadan devam ettirmişlerdir.

Onların hayatında önemli "yeri olan din" işte böyle bir dindir.

Yobazların ilkel aklıyla yorumlanmamış, insanlara zorla empoze ettirilmeyen, ötekine saygılı, para toplayan ticari yobazların eliyle üçkáğıtçılık malzemesi haline getirilmemiş...

Ve en önemlisi, siyasetçi tarafından insafsızca, imansızca istismar edilmemiş, seçim meydanında propaganda broşürü haline getirilmemiş bir din.

Yeni Atlantis’in "altı günlük işler okulu"nun ilk dersi budur.

* * *

İkinci ders ise rüşvet ve yolsuzluktur.

Adaya giden gemiciler, kendilerine akıl almaz bir insanlık gösteren ada sakinlerine minnettarlıklarının karşılığında para veya eşya vermeye kalktıklarında hepsinden aynı cevabı alırlar.

"Bana çifte maaşlı bir insan mı dedirteceksiniz?"

"Çifte maaş",
rüşvetin nazik ifadesidir ve bu toplumda rüşveti ne almanın ne de vermenin yeri asla yoktur.

Dinen temiz kalmış toplum, ahlaken de temiz kalmıştır.

* * *

İyi devletin üçüncü ayağını ise iyi insan ilişkileri oluşturur.

İnsanlar birbirlerine iyi davranırlar.

Kimse kimsenin kuyusunu kazmaz.

Kimse kimseyi "öteki" ilan etmez.

Devletin yöneticileri, halkını "biz" ve "onlar" diye bölmez.

"Ötekine" kerhen tahammül ettiği, bazı hakları bahşettiği duygusu vermez.

Ötenin endişesini, sorununu da kendi sorunu olarak içinde hisseder.

* * *

Bensalem’in "altı günlük işler okulu"nun müfredat programı budur.

Kimse üzerine alınmasın.

Ben Türkiye’den değil, bir hayal ülkesinden söz ediyorum.

Zaten bizim ülkemizde de öyle dinin istismarı, rüşvet, yolsuzluk, kayırma, eşe dosta milyar dolarlık kıyakların yeri asla yoktur.

Mükemmel devletimiz olmasa bile "mükemmel" yöneticilerimiz vardır.

"Yeni bir Atlantis" keşfetmeye hiç ihtiyacımız yoktur.

Bu yazdıklarım ise Viyana kapılarından üçüncü bir bozgundan ibarettir.

(*) Francis Bacon: "Yeni Atlantis, Kabalcı Yayınevi, Şubat 2008 (Küçük bir not: Kabalcı Yayınevi’ne, son yıllarda ticari kaygıları bir yana bırakarak yayınladığı klasik eserler için en içten teşekkürlerimi iletiyorum. Bir de mükemmel çeviri için Çiğdem Dürüşken’e teşekkür ediyorum.)

...

http://getir.net/mpe

25/1/2008

Seneca, De Providentia








Stoa felsefesinin Fortuna (Talih), Fatum (Kader) ve Providentia (Tanrısal Öngörü) kavramları üzerine, antikçağdan elimize geçen en önemli metinlerden birisi olan De Providentia, retorik sanatının incelikleriyle örülü üslubuyla her şeyden önce klasik bir edebiyat metnidir. İçeriğinin Stoik ahlak ilkeleriyle döşeli oluşu, tanrı ve insan ilişkilerinin ayrıntılı olarak sorgulanması, iyi ve kötü değerlerinin açık ve seçik ifadelerle aydınlatılması, yaşam ve ölüm kavramlarına yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde, bu eser Roma'dan günümüze kalan örnek bir ahlak felsefesi metni özelliği kazanır. İnsan zihni evreni, tanrıyı, insanı, iyiliği, kötülüğü, doğayı, kaderi, talihi, talihsizliği, sabretmeyi, yaşamı, ölümü sorguladıkça, satırlarında edebiyatla felsefeyi buluşturan De Providentia samimi diliyle ona sonsuza değin ışık tutacaktır.

Künye:
De Providentia, Seneca, Çev. Çiğdem Dürüşken, Kabalcı Yay. İkinci Basım  (Aralık) İstanbul 2007.

Satın alma linkleri:
 http://www.kabalciyayinevi.com/kitap.asp?KitapId=300
http://www.denizyayinevi.com/turkce/urun_detay.aspx?id=13021
http://www.ilknokta.com/V2/Pg/MetaDetail/Number/42541.htm
http://www.netkitap.com/m_ayrinti.asp?id=19208

by c. cengiz çevik (c) 2007
jimi the kewl