« Önceki |

17/7/2007

Roma Dini, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları



"Romalılar, bir doğa olayıyla kendini belli eden bu numenlerin isteklerini, doğa olaylarını gözlemleyip yorumlayarak anlamaya çalışırmış. Bu durum, Roma dininde kehanetlerin (bkz: divinationes) gelişimine ve daha sonra kehanet kurumlarının oluşmasına neden olmuştur. Kehanet, tanrıların gönderdiğine inanılan gökgürültüsü, şimşek, yıldırım gibi birtakım doğa üstü olayları yorumlama, bazı kutsal sayılan hayvanların iç organlarına bakarak ya da kuşların uçuş yönlerini ve yem yeme biçimlerini yorumlama sanatı olarak, Roma'nın özellikle siyasal, sosyal ve askeri olaylarının yönünü belirlemede etkin bir rol oynamıştır. Tanrıların, insanların dualarını kabul edip etmediklerini gösteren işaretleri yorumlayan kişiler, sonattırlar ya da yüksek devlet memurları arasından seçilerek, gözlemledikleri işaretlerin türüne göre ad alırlardı. Özellikle kartalların ve akbabaların uçuşuna, tavukların (zaman zaman ineklerin) yem yeme biçimine bakarak kehanette bulunan kişilere augur (kuşbilici-avis=kuş / scipio= bakmak) adı verilir ve toplumda ayrıcalıklı bir rol tanınırdı. Etrüsklerin geleneğinden hareketle, hayvanların iç organlarına bakarak kehanette bulunan kişiler ise haruspex adıyla anılır, yaptıkları yorum biçimine extispicium (exta= iç organlar scipio=bakmak) denirdi. Haruspexler, herbir iç organın vücuttaki olağan yerini, rengini ve biçimini bilir, olağan durumdan sapmalar gözlemlediklerinde, bunların tanrısal işaretler olduğuna inanarak tanrıların insanlardan ne istediğini anlamaya çalışırlardı. Livius, iö 340 yılında yapılan bir savaş sırasında, Roma ordusunun muharebece kalkışmadan önce, bir kurban adadıklarını ve bu kurbanın karaciğerini inceleyen haruspex'in, o dönemin konsülü decius'a, karaciğerin olağan konumunda bulunduğunu belirdiğini ve bu kehaneti alan roma ordusunun, tanrıların kendi yanlarında olduğuna inanarak muharebeye giriştiklerini aktarır."



Künye:

Roma Dini, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları 14, İstanbul, 2003.

Satın alma linkleri:

http://www.netkitap.com/kitap/67323/roma_dini.htm
http://www.ciniusyayinlari.com/kitapayrinti.asp?id=59585C5D5C
http://kitap.antoloji.com/kitap.asp?kitap=163037
http://www.zerobooksonline.com/tr/product_details.asp?cat=&subcat=&product=1034
http://www.kitapstore.com/goster/kitap.asp?kitap=76050&SID=618135234814

17/7/2007

Eskiçağ'da Spor, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları




Künye:

Eskiçağ'da Spor, Eskiçağ Bilimleri Enstitüsü Yayınları 3, İstanbul, 1995.


Link:

http://www.tebe.org/tr/yayinlar/populer/index.htm

17/7/2007

Latince Deyişler ya da Yaşamın Renkleri, Homer Kitabevi



Antikçağ'ın lamba isi kokan odalarında, balmumundan tabletlere kazınan yazılardan çıkarılan bu bilgece deyişlerin her biri, doğanın, insanın, yaşamın ve kültürün en yalın ve en etkin anlatımlarıdır. Bu deyişler sayesinde, herkesin bildiği doğrular, bilgece düşünen, zeki, nüktedan ve her şeyden önce yaşam ustası olan edebiyatçıların dilinde yoğrularak kolay ve çarpıcı bir yöntemle aktarılır. Yunan-Latin yazın dünyasının söz sanatlarında önemli bir yer edinen ve genel olarak sententiae olarak bilinen bu aktarımlar, okuyucunun ya da dinleyicinin ruh halini değiştirecek kadar güçlü, ikna yeteneği yüksek ifade biçimleridir ve edebiyatın her türünde, gerek düzyazı, gerekse şiir alanında, ya da Antikçağ'ın toplumsal ve siyasal yaşamında önemli rol oynayan ikna edici konuşmalarda, metnin içeriğine renk ve zenginlik katan, üstü kapalı söylemler (imalar), vurgulamalar biçimine girerek, yazının ya da konuşmacının kalıcılığını, başka deyişle yazgısını belirleyecek kadar başat rol oynamıştır.
Latin edebiyatının ıtır kokulu bahçelerinden, gümüş rengi akan nehirlerinden, geniş gölgeli kayın ağaçlarından süzülüp gelen bu sözlerin büyüsüne kapılıp çıktığımız bir dağ yamacından, tüm okuyuculara şöyle seslenelim: Lectori salutem! (Arka Kapak)


Eserle alakalı bir yazı için:

Yavaşça hızlan!

Nur Çintay A.

Radikal Gazetesi

02/01/2005



Artık bütün listeler yapılmış, tüm yeni yıl dilekleri söylenmiştir. Gazeteler beşer sayfa, başlar bulanık, günler kısadır. 1 Ocak, yılın belki de en avare günüdür. Yazı konusu bulmak için çok geç ya da çok erkendir, bilmiyorum, ama şartlar zorlayıcıdır, onu biliyorum.
Yılın en mühim kişisi Semranım, yılbaşı gecesi kanal kanal dolaşmakla kalmamış, bir de 'moda çekimi'yle karşımıza çıkmıştır (Kumsal, Günaydın). Kâh dirseğe kadar siyah eldiveninin üstüne taktığı taşlı yüzüğü, kafasında siyah tülü, omuzlarında pamuk helva etolü ve elindeki pasaj otrişiyle varoşların asil kabare yıldızı... Kâh kabarık mavi elbisesinin omzuna attığı beyaz kürk yakayla bir peri kızıdır.
Başka bir Semra'nın, Semra Özal'ın, Viz(y)on dergisine mankenlik yapmışlığı vardır 'papatya' günlerinde, ondan beri tartışmasız en pandispanya mankendir Semra Türk.
Bu durum bir yandan çok 'normal' (Hatırlayınız bir adet Kumkapı cinayetinden iki adet aktrist/şarkıcı/kapak çıktıydı zamanında) eh bir yandan da sözün bittiği an gibi bir şeydir; artık ne dense eksiktir.
Bugünün ilacı, belki ortaya kepçeyle vecize atmak olabilir.
Hani her gün yazılarının üstüne fiyonk niyetine bunlardan serpiştirenler var ya yıllardır, biz de yıllık kotamızı bir seferde tüketelim; Çiğdem Dürüşken'in derlediği, Homer Kitabevi'nin bastığı 'Latince Deyişler ya da Yaşamın Renkleri' eşliğinde:
Tek tel saç bile gölge yapar...
Yavaşça hızlan...
Yinelenen evlilikler, hakarete mahal verir...
Kimse görmeden acı çeken, gerçekten acı çeker...
Kuşku duyan bir zihin, bilgeliğin yarısıdır...
Yeni övgüler yaratılmadıkça, eskiler de yitirilir...
Yaşarken, Yunanlıların şölen sofralarına hâkim olan şu yasayı korumalıyım: 'Ya içsin, ya da gitsin!'...
Ölümü çağırmadan ölmek, şanslı bir adama özgüdür...
Bir kadının ateşli âşığına söylediğini, rüzgâra ve akan sulara yazmalı...
Ennius ne güzel söylemiş: 'Yersiz nezaketi, hakaret sayarım'...
Hiç kimse sana senden daha iyi akıl veremez; kendine kulak versen, asla yanılmazsın...
Hiç kimse birdenbire aşağılık olmaz...
Hiçbir şey sebepsiz olmaz, tekrarı olmayan bir şey zaten olmamıştır. Olabilen bir şey olmuşsa, ona mucize olarak bakılmamalıdır. Bu yüzden mucize diye bir şey yoktur...
Olgunlaşmadan önce, her şey acıdır...
Hiçbir şey yok ki daha önce söylenmemiş olsun...
Sağ salim gelirsen, asla geç kaldın demem...
İnsandan nefret ediyorum, edeceğim de: Keşke ondan öcümü alabilsem. Ama kendi karakteri ondan yeterince öç alıyor zaten...
Sağlam bedende sağlam bir zihin için yakarmalı...
Gemi, limanda bile batar...
İstediği halde yararlı olamayan kişi de zavallıdır...
Yaraladığı kişiden nefret etmek insanın doğuştan huyu...
Hoşuna giden şey, doğru olmasa da doğru sanırsın...
Ne kadar insan varsa, o kadar düşünce vardır...
Olayların sebepleri beni olaylardan daha fazla heyecanlandırır...
Niyet arsız yapar, beden değil...
Görünüşte mi yoksa gerçekten mi akıllısın, çok önemli...
Gerçekler de gözyaşı döker...
Peki ama gözcüleri kim gözleyecek?..
Sabırlı ol, dayan; gün gelecek bu acı sana yarayacak...


http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=139054

17/7/2007

Paulus’un Kutsal Görev Gezileri ve Anadolu Halklarına Mekt



Gentiles'e (Yahudi olmayan halklar) Hıristiyanlığı yayma görevini üstlenen ve tanrısal elçilik ünvanını alan Paulus 'un, yaşamının en zorlu yıllarını geçirdiği Küçük Asya'nın (Asia Minor) seçkin kentlerinin halklarına yazdığı Mektuplar, içeriği, hitap biçimi, anlatım tarzı açısından incelendiğinde, hem Paulus'un iç dünyası, hem de o dönemde yaşayan halkların inançları, düşünceleri ve yaşantıları hakkında canlı bir tablo oluşturur. Novum Testamentum'da (Yeni Ahit) yer alan, Lucas'ın Actus Apostolorum (Elçilerin İşleri) metninden kimi bölümler ve Paulus'un Galataia, Ephesus, Colossae'da yaşayan halklara yazdığı mektuplardan oluşan bir seçki böyle bir tablonun görünür kılınmasını sağlar. Bu amaçla yola çıkılarak hazırlanan bu çalışma, Novum Testamentum'un ilgili bölümlerine kültürel tarih ve yazınsal bir bakış açısıyla yaklaşmakta, üç kutsal görev gezisi çerçevesinde karşılaşılan dünyayı, halkları, düşünce ve inanç savaşımlarını Latince - Türkçe çevirilerle dillendirmektedir.
Çevirilere bütün olarak bakıldığında, inancı uğruna Anadolu'nun geçit tanımayan zorlu yollarında, kısıtlı olanaklarla dağlar, denizler aşan Paulus'un adeta haritası çıkarılabilecek kadar açık bir anlatımla ifade edilen antik çağ yolculuğunun aslında içsel bir yolculuk olduğu, kişisel duygulanımların en samimi itirafları olan mektuplarının güçlü söylevler, sevinçler, kızgınlıklar, mucizeler ve hüzünleri içeren satırlarının hem kendisinin hem de iletişim kurduğu hakların trajedisi olduğu anlaşılır.
(Arka Kapak'tan)

Künye:

Paulus’un Kutsal Görev Gezileri ve Anadolu Halklarına Mektupları, Homer Yayınları, İstanbul, 2003.

Satın alma linkleri:

http://www.homerbooks.com/book.php?bookid=29312
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=GVAL15XH18PKZEZ8WS2V
http://www.nadirkitap.com/kitap-detay.php?kid=61
http://www.vesaire.com/urun.php?products_id=97129&tree=kitap
http://kitap.ekoses.com/shopexd.asp?id=9701
http://www.bulak.com.tr/yayinevidiger.asp?sayfa=3&yayinevikod=196


Eserle ilgili bir yazı:

İnanılanın uğrunda harcanan bir ömür. Ve bu uğurda çekilen cefalar, aşılan yollar...


PAULUS'UN KUTSAL GÖREV GEZİLERİ VE ANADOLU HALKLARINA MEKTUPLARI

Çiğdem Dürüşken, Homer Kitabevi, 2003, 256 sayfa, 17 milyon 500 bin lira.

İnanılanın uğrunda harcanan bir ömür. Ve bu uğurda çekilen cefalar, aşılan yollar... Gentiles'e (Yahudi olmayan halklar) Hıristiyanlığı yayma görevini üstlenen ve bu uğurda tanrısal elçilik unvanını alan Paulus, inancı uğruna, hiçbir engel tanımadan Anadolu yollarına düşen bir aziz. Çiğdem Dürüşken'in hazırladığı 'Paulus'un Kutsal Görev Gezileri Ve Anadolu Halklarına Mektupları' Latince-Türkçe çevirilerle elimizde. Kitap, Novum Testamentum'da (Yeni Ahit) yer alan, Lucas'ın Actus Apostolorum (Elçilerin işleri) metnindeki bazı bölümlerden ve Paulus'un Galatia, Ephesus, Colossae'da yaşayan halklara yazdığı mektuplardan oluşuyor.
Paulus, Lucas'ın metnine göre Tarsus'ta doğmuş bir Yahudi'dir. Yahudi geleneğinde yer alan Kutsal Yasa (tanrısal hukuk; Musa töresi) üzerinde yetkinleşmiştir. Jerusalem'de (Kudüs) Hıristiyanlık inancının giderek artması ile Paulus devreye girer. Paulus, Hıristiyanların tutuklanmasına izin verir ve baskı hareketlerine, kovuşturmalara katılır. Bir zaman sonra Paulus, Hıristiyanların korkulu rüyası haline gelir. Ve Damascus'ta (Şam) yaşayan Hıristiyanları bulup Ierusalem'e getirmek üzere baş rahipten yetki alır ve yola çıkar. Yolda başına gelen bir olay Paulus'un hayatının tamamen değişmesine yol açar. Paulus'un başına gelen olay, Lucas'ın metninde şöyle dile getirilir:
İnançla yaşamak
"Yolculuğu sırasında, Damascus'a yaklaştığı sırada şu olay başına geldi: gökten gelen bir ışık aniden kendisini aydınlattı. Yere düştüğü sırada ona şu sözlerle hitap eden bir ses işitti: Ey Saulus (Metinde Saulus adıyla geçer), neden bana eziyet ediyorsun? Saulus bunun üzerine şöyle sordu: Efendim, sen kimsin? Sesin sahibi şöyle dedi: Ben Mesih'im, eziyet ettiğin kişi benim; üvendireye karşı tekme savurmak senin için güçtür. Saulus korkudan titreyerek, şaşkın bir halde şöyle dedi: Efendim, benden ne yapmamı istiyorsunuz? Efendimiz ona şöyle karşılık verdi: Kalk ve kente gir, orada sana ne yapman gerektiği söylenecek. Saulus'a yolculuğunda eşlik eden adamlar afallamış bir halde kalakalmıştı; Onlar da sesi işittikleri halde hiç kimseyi görmemişlerdi. Saulus bu arada yerden kalktı, gözlerini kocaman açtığı halde, hiçbir şey göremiyordu. Yanındakiler, elinden tutup çekerek onu Damascus'a getirdiler."
Bu olaydan sonra Paulus inancını değiştirir. Başka bir mucizevi olay ile gözleri açılır ve artık yeni inancı doğrultusunda yaşamaya başlar. Damascus'ta İsa'nın yolundakilere katılır ve Hıristiyanlığı yaymaya başlar. Tabii ki bu hiç de kolay olmayacaktır. Paulus'un bir zamanlar Hıristiyanlara uyguladığı şiddet, kendisine dönmüştür. Yahudi inancına bağlı olanlar Paulus'u rahat bırakmayacaktır. Paulus azimle, halkları
İsa'nın yolun davet eder. Cilicia, Ege ve Macedonia bölgelerinde kent kent dolaşır. Paulus ve ona eşlik eden din gezginleri zorlu coğrafyalara aldırış etmeden Hıristiyanlığı yaymaya çalışırlar. Yolları Perge'ye, Efes'e, Yalvaç'a, Konya'ya, Hatunsaray'a ve Anadolu'nun nice yerlerine düşer.
Paulus'un mektupları
Gelelim kitapta yer alan, Paulus'un Galatia, Ephesus, Colossae'da yaşayan halklara yazdığı mektuplara. Mektuplarının asıl önemi, o dönem halklarının yaşantılarının , inançlarının ve Paulus'un kendi iç dünyasının aynası olmasında. Paulus'un mektuplarının gizemini biraz ortaya çıkarayım. Paulus'un Galatialılara yazdığı mektup, Galatialıların Paulus'un öğretisinden farklı bir öğretiye yönelmelerini konu alıyor. Bu sebeple mektubun metni kimi zaman öğüt veren kimi zaman da azarlayan bir nitelik taşıyor. Ayrıca mektupta Paulus'un Hıristiyanlığı kabul edilişi ve bu esnada yaptıkları konu ediliyor. Paulus, Ephesuslulara yazdığı mektubu Roma'da tutuklu kaldığı yıllarda kaleme almış. Mektubun konusu, Tanrı'nın
İsa aracılığı ile inananları kurtarması ve Tanrı'nın yüce tasarısının açıklanmasıdır. Colossaelıların mektubu ise ahlaksal anlamda öğüt verici ve öğreticidir. İsa'nın yolunda ilerleyen Colossae'daki inananların aklını karıştıracak düşüncelere karşı yazılmış bir mektuptur.
Hep söyleriz ya, uygarlıklar, dinler beşiği Anadolu diye. Ve işte yolu Anadolu'dan geçen bir din daha.

Kaynak: www.radikal.com.tr

17/7/2007

Roma'nın Gizem Dinleri, Arkeoloji ve Sanat Yayınları



Büyük İskender'in Asya'yı fethinden sonra, Yunanlılar arasında hızla yayılan Doğu'nun gizem tapımları, bireysel inanç özlemi çeken Romalılar'ı da etkisi altına almakta gecikmemiştir. Anadolu'dan gelen Phrygia kaynaklı Cybele Gizemleri, Trakya kaynaklı Orpheuscu öğretilerle örülü Bacchus Gizemleri, Yunan'ın Ceres ve kızı Persephone'yle ilgili Eleusis Gizemleri, Mısır'dan gelen Isis ve Osiris Gizemleri ve Persler'in tanrısı Mithra ile ilgili olan Mithras Gizemleri Roma'da yayılmaya başlamış ve gün be gün daha fazla taraftar toplamıştır.

Cicero da bu yayılımdan hoşnuttur ve gizem dinlerinin çoğu Romalının din yaşamına yeni bir soluk getirdiğine inanmaktadır. (Leg. 2. 14. 36): "Atina'nın getirip insan yaşamına kattığı birçok mükemmel ve gerçekten kutsal kurum arasında, hiçbiri şu gizem dinleri kadar iyi olmamıştır. Bunlar sayesinde, ilkel ve yabanıl yaşam tarzımızı terkettik... gerçek anlamda yaşamın başlangıcını onlardan öğrendik ve sadece mutlu yaşamak için değil, daha iyi bir umutla ölmek için de güç kazandık."

Çiğdem Dürüşken'in bu değerli çalışması Antikçağ'da Yaşamın ve Ölümün Bilinmezliklerine doğru bizi Gizemli bir yolculuğa çıkarmaktadır.
(Arka Kapak)

Künye:

Antikçağ’da Yaşamın ve Ölümün Bilinmezine Yolculuk: ROMANIN GİZEM DİNLERİ, Arkeoloji ve Sanat Yayınları, İstanbul, 2000.

Satın alma linkleri:

http://www.yorumsanatyayinevi.com/kitap_detay-26893-ROMANIN+GIZEM+DINLERI.html
http://www.karekitap.com/urunler/detay.php?UrunKodu=78485
http://www.ideefixe.com/kitap/tanim.asp?sid=V9E7LI583G4GQZWHN2AY

by c. cengiz çevik (c) 2007
jimi the kewl