Plinius, Epistulae (Anadolu Mektupları)

Anadolu Mektupları Plinius Minor (Genç Plinius) olarak tanınan Gaius Plinius Caecilius Secundus' un, döneminin kültürel, ekonomik, mimari, toplumsal ve dini hareketlerine ışık tutan bir yapıtı. Kitap Genç Plinius' un Roma İmparatoru Traianus' la birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşuyor. Anadolu toprakları üzerindeki mimari yapılanmanın, yeni bir dinin, genç Hıristiyanlığın nasıl karşılandığının, bir zamanlar Anadolu topraklarında yaşamış "başka" bir medeniyetin tanıklığına soyunuyor okur her mektupta. Halkın gereksinimlerinin, bu gereksinimler doğrultusunda hiçbir biçimde otorite boşluğuna izin vermeyen İmparator' un devlet harcamalarını nasıl yönlendirdiğinin... Tarihçiler için bir başvuru kaynağı niteliği taşıyan Anadolu Mektupları, bunun dışında da özellikle Türk okuru için üzerinde yaşadığı toprakların tarihiyle ilgili boşlukları dolduracak, insanlık tarihi üzerine ilginç ve yararlı bilgiler verecek klasik bir yapıt.
Eserden bir parça:
"sollemne est mihi, domine, omnia de quibus dubito ad te referre. quis enim potest melius vel cunctationem meam regere vel ignorantiam instruere? cognitionibus de christianis interfui numquam: ideo nescio quid et quatenus aut puniri soleat aut quaeri. 2 nec mediocriter haesitavi, sitne aliquod discrimen aetatum, an quamlibet teneri nihil a robustioribus differant; detur paenitentiae venia, an ei, qui omnino christianus fuit, desisse non prosit; nomen ipsum, si flagitiis careat, an flagitia cohaerentia nomini puniantur. interim,
mox ipso tractatu, ut fieri solet, diffundente se crimine plures species inciderunt. 5 propositus est libellus sine auctore multorum nomina continens. qui negabant esse se christianos aut fuisse, cum praeeunte me deos appellarent et imagini tuae, quam propter hoc iusseram cum simulacris numinum afferri, ture ac vino supplicarent, praeterea male dicerent christo, quorum nihil cogi posse dicuntur qui sunt re vera christiani, dimittendos putavi. 6 alii ab indice nominati esse se christianos dixerunt et mox negaverunt; fuisse quidem sed desisse, quidam ante triennium, quidam ante plures annos, non nemo etiam ante viginti.
quoque omnes et imaginem tuam deorumque simulacra venerati sunt et christo male dixerunt. 7 affirmabant autem hanc fuisse summam vel culpae suae vel erroris, quod essent soliti stato die ante lucem convenire, carmenque christo quasi deo dicere secum invicem seque sacramento non in scelus aliquod obstringere, sed ne furta ne latrocinia ne adulteria committerent, ne fidem fallerent, ne depositum appellati abnegarent. quibus peractis morem sibi discedendi fuisse rursusque coeundi ad capiendum cibum, promiscuum tamen et innoxium; quod ipsum facere desisse post edictum meum, quo secundum mandata tua hetaerias esse vetueram. 8 quo magis necessarium credidi ex duabus ancillis, quae ministrae dicebantur, quid esset veri, et per tormenta quaerere. nihil aliud inveni quam superstitionem pravam et immodicam.
9 ideo dilata cognitione ad consulendum te decucurri. visa est enim mihi res digna consultatione, maxime propter periclitantium numerum. multi enim omnis aetatis, omnis ordinis, utriusque sexus etiam vocantur in periculum et vocabuntur. neque civitates tantum, sed vicos etiam atque agros superstitionis istius contagio pervagata est; quae videtur sisti et corrigi posse. 10 certe satis constat prope iam desolata templa coepisse celebrari, et sacra sollemnia diu intermissa repeti passimque venire
Türkçesi:
"efendim, kuşku duyduğum konularda sana danışmak benim için bir kural haline geldi. nitekim, kim kararsızlıklarıma senden daha iyi yol gösterebilir, bilmediğim konularda beni aydınlatabilir? hıristiyanların sorgulanmasında hiç bulunmadım, bu yüzden, niçin ve ne ölçüde sorgulandıklarını ya da cezalandırıldıklarını bilmiyorum. yaş açısından ayrım gözetilip gözetilmeyeceği, en genç olanların daha yaşlılardan ayırt edilip edilmeyeceği, pişman olanların affedilip affedilmeyeceği, kesinlikle hıristiyan olan kimsenin inkârda bulunmasının kendisine yarar sağlayıp sağlamayacağı, başka suçlar olmaksızın, sadece inanç açıklamasının mı yoksa inançla birleşen suçların mı cezalandırılacağı konularında oldukça kararsız kaldım. bu arada, bana hıristiyan oldukları bildirilen kimselere karşı şu yolu izledim: onlara hiristiyan olup olmadıklarını sordum, itiraf ettiklerinde ölüm cezalarıyla gözünü korkutarak ikinci ve üçüncü kez yine sordum, direndiklerinde cezanın yerine getirilmesini emrettim, itiraf ettikleri şey ne olursa olsun, inatçılığın ve katı dikbaşlılığın cezalandırılması gerektiğinden kuşku duymuyordum. aynı çılgınlığa sahip başka kimseler de vardı; roma yurttaşı olduklarından, onların kent'e geri gönderilmelerini emrettim. çok geçmeden, benzer durumlarda olduğu gibi, salt soruşturma suçlamaları yaygınlaştırıldı, farklı türde bir çok vaka ortaya çıktı. çok sayıda kişinin adını içeren ve kimin yazdığı bilinmeyen bir yazıt dikildi. hıristiyan olduklarını ya da eskiden olmuş olduklarını inkâr edenlerin, söyleyip yazdırdığım gibi dua ettikleri ve amaca uygun olarak, tanrıların heykelleriyle birlikte getirmelerini emrettiğim senin heykelin önünde tütsü ve şarapla tapındıkları, ayrıca, isa'yı lanetledikleri için -bunlardan hiçbirinin gerçek bir hıristiyana yaptırılamayacağı söylenir- salıverilmesi gerektiğini düşündüm. adlarını muhbirlerin verdiği başka kimseler hıristiyan olduklarını önce itiraf, hemen sonra da inkâr etti; bu kişilerden bazıları üç bazıları birçok yıl, geri kalan çok az sayıdaki kişi de yirmi beş yıl önce hıristiyan olduklarını ama bu inancı artık terk ettiklerini söylediler. bunların hepsi, hem senin heykeline, hem de tanrıların tasvirlerine tapındılar, isa'yı lanetlediler.
öte yandan bu kişiler, en büyük suçlarının ya da yanlışlarının belli bir günde güneş doğmadan toplanmak, tanrı yerine koyup sırayla isa'ya ilahi söylemek ve bir suç işlemek üzere değil; herhangi bir hırsızlık, yol kesme ya da zina suçu işlememek sözünde durmak ve emaneti inkâr etmemek için kendilerini yeminle bağlamak olduğunu söylüyorlardı. bunları yerine getirdikten sonra, törelerine göre, dağılıyor, sıradan ve zararsız yiyeceklerini paylaşmak için yeniden bir araya geliyorlardı; bu töreden de, senin yönergelerin doğrultusunda yasakladığım kulüplere ilişkin duyuruma uyarak, vazgeçtiklerini söylüyorlardı. bu yüzden, ministra dedikleri iki köle kızdan işkence yoluyla gerçeği araştırmamın gerekli olduğunu düşündüm. çarpık ve aşırı boşinanç dışında hiçbir şey bulamadım.
sonuçta, soruşturmayı erteleyip sana başvurdum. nitekim, özellikle suçlananların sayısı yüzünden konu sana danışmaya değer gözüktü. gerçekten, her yaştan, her sınıftan kadın, erkek çok sayıda insan kovuşturma altındadır ve kovuşturma altında olacaktır. bulaşıcı boşinanç, sadece kentlere değil, köylere, kırsal alanlara da yayılmış durumda; bu da denetlenebilir ve önle nebilir gözüküyor. en azından, eskiden boş olan tapınaklarda yeniden toplanmaya; uzun bir aradan sonra dini törenleri canlandırmaya ve şimdiye kadar çok az sayıda alıcı bulan kurban etinin orada burada satılmaya başlandığı iyice anlaşılıyor. bunlara bakarak, eğer pişmanlığa açık kapı bırakılırsa, kalabalık bir insan topluluğunun ıslah edilebileceği kolaylıkla düşünülebilir."
peki imparator traianus 'un yanıtı ne olmuştu bu mektuba?
"actum quem debuisti, mi secunde, in excutiendis causis eorum, qui christiani ad te delati fuerant, secutus es. neque enim in universum aliquid, quod quasi certam formam habeat, constitui potest. 2 conquirendi non sunt; si deferantur et arguantur, puniendi sunt, ita tamen ut, qui negaverit se christianum esse idque re ipsa manifestum fecerit, id est supplicando dis nostris, quamvis suspectus in praeteritum, veniam ex paenitentia impetret. sine auctore vero propositi libelli
"secundus'um, sana ihbar edilen hıristiyanların davalarını incelerken yapman gerekeni yaptın. öte yandan, davalarda standart bir genel kural belirlemek mümkün değildir. hıristiyanlar aranıp toplanmamalıdır; ihbar edilir ve suçlanırlarsa, hıristiyan olduğunu inkâr eden ve tanrılarımıza tapınarak bunu açıkça belli eden kimse, geçmişte ne kadar kuşkulu biri olursa olsun, pişmanlığın ödülü karşılığında bağışlanacak şekilde cezalandırılmalıdır. buna karşılık, hazırlayanın adını vermediği ihbarnameler, herhangi bir suçlamada dikkate alınmamalıdır. çünkü bu en kötü örnektir ve çağımızın ruhuna aykırıdır."
Not: Prof. Dr. Çiğdem Dürüşken bu eseri Prof. Dr. Erendiz Özbayoğlu ile birlikte çevirmiştir.
Künye:
Plinius’un Anadolu Mektupları, çev. Çiğdem Dürüşken / Erendiz Özbayoğlu, Yapı Kredi Yayınları, Kazım Taşkent Klasik Yapıtlar Serisi, İstanbul, 2001 (Baskıda)
Satın alma linkleri:
http://www.ykykultur.com.tr/kitap/kitap.asp?id=1194
http://www.kabalci.com.tr

0 yorum yazılmıştır